Mazen al-Hamada’yı tanımıyordum ta ki düne kadar, Sednaya zindanlarında cansız bedeni bulununcaya kadar. Herkes gibi ben de hikâyesini okudukça öfkelendim, hüzünlendim… Mazen al-Hamada, Deyrizor bölgesinde, esed ( özelikle küçük harf kullandım)zulmünün baskısına isyan eden ve bu isyanın bedelini, tarifsiz acılarla, maruz kaldığı işkencelerle ödemiş ama yine de öldürülmekten kurtulamamış bir sivil aktivist. 2011’de gözaltına alınma gerekçesi, yasaklı bölgeye bebek maması taşımak. Gözaltına alınıyor, sorguda korkunç işkenceler görüyor, tutuklanıyor, yıllarca hapis yatıyor ve sonra Avrupa’ya kaçıyor. Hamada, bütün dünyaya esed zulmünü şöyle ifade etmiş; “Esed çocukluğumuzu mahvetti, gençliğimizi paramparça etti, insanlığımızı elimizden aldı. Ben şimdi buralarda işe gidiyorum, yürüyorum, bunlar bana tek bir şey olduğumu söylüyor; bir insan olduğumu, o kadar. Bizim de değerlerimiz, ilkelerimiz, onurumuz var. Üniversiteye gittim, okudum, eğitim aldım… esed her şeyimizi öldürdü.”

Bir süre sonra 2019’larda esed af ilan etmeye başlıyor… Mazen, esedin ilan ettiği af listesinde olduğunu görüyor. Aslında o sırada Suriyeli yetkililer onunla temasa geçmiş, dönmezse ailesine bir zarar geleceğini söylemiş, dönerse başına bir şey gelmeyeceğini söylemişler. İnanıyor ve 2020’de ülkeye geri dönüyor. Döndükten sonra bir daha kimse Mazen’i göremiyor ta ki düne kadar.

Sednaya zindanında binlerce insan konuşmayı unutmuş, zombiye dönmüş, bir şekilde kendilerine ulaşıldığında Mazen’i de buluyorlar. Çoğu tutsak, zaman ve mekân kavramını tamamen yitirmiş durumda. Ağır işkencelerin tüm izleri bedenlerinde mevcut; 18 futbol sahası büyüklüğünde olduğu söyleniyor. Şunu görüyor ve anlıyoruz ki burada hikâyesini yazamadığımız on binlerce insanın hikâyesi, Mazen’inkinden daha trajik. Muhtemelen bu hikâyeleri duyduğumuzda Sednaya Hapishanesi’ni bizden çok daha iyi bilen, dünya düzenine ve düzen kurucu ülke ve yönetimlerine öfkemiz katbekat artacaktır. 

Bu aflar çıktığında özellikle bir kısım medyada “Af çıktı, niye hâlâ Suriyeliler geri dönmüyor?” diyenlere biz, “ Diktatörün merhameti olmaz.” dediğimizde bu kez “diplomasi, ikili ilişkiler, vesaire” diyorlardı. Diplomasi ile sürecin götürülmesi gerektiğini savunanlara, dünyanın en korkunç ve baskıcı rejiminin resmini, kanıtını gösterdiğimizde de ikna olmuyorlardı.

Oysa Sednaya’da bunu yapan esed denilen diktatör ve onun yönetimi, 2013 yılında Suriye'de 21. yüzyılın en kötü kimyasal silah saldırısında kadın, erkek ve çocukları katletmişti. O dönem Obama yönetimi, Suriye hükûmetinin bu saldırıdan sorumlu olduğunu ilan etmişti.

Esed rejiminin, kimyasal silah kullanmaya niyetli olduğunu Amerika’sı, Rusya’sı, İran’ı ve Avrupa’sı hepsi biliyordu. Hiçbiri engel olmadı. Binlerce çocuğun kimyasal gazlardan zehirlenip can verdiğini gördüklerinde de yine hiçbir şey yapmadılar, tıpkı bu hapishanede neler olup bittiğini bildikleri gibi. 

Obama daha sonra Şam’ın kimyasal silah kullanımının, özellikle sivil halkın bulunduğu bölgelerde olduğunu ve bu bölgelerdeki sınır komşularının müttefiki olan Türkiye, Irak, Lübnan gibi ülkelerin ve ulusal güvenliklerinin tehdit altında kaldığını söylemişti.

Yaptığı konuşmada Obama, “Dikkatli bir değerlendirmeden sonra Amerika Birleşik Devletleri'nin Suriye rejimi hedeflerine karşı askerî harekete geçmesi gerektiğine karar verdim. Bu, açık uçlu bir müdahale olmayacak. Askerlerimizi sahaya göndermeyeceğiz. Bunun yerine, eylemimiz sınırlı bir süre ve kapsamda tasarlanacaktır. Ancak Esed rejimini kimyasal silah kullanmaktan sorumlu tutabileceğimize, bu tür davranışları caydırabileceğimize ve bu eylemleri gerçekleştirme yeteneklerini azaltabileceğimize inanıyorum. Ancak ulusal güvenlik çıkarlarımız doğrultusunda komutan olarak kararımı verdikten sonra dünyanın en eski anayasal demokrasisinin başkanı olduğumun da farkındayım… Bu nedenle ikinci bir karar verdim; Amerika halkının temsilcisi olan Kongre'den, güç kullanma yetkisi talep edeceğim.” dedi.

Obama, planladığı ve öngördüğü hiçbir şeyi yapmadı. Esed’e karşı çözüm ve bu hamleleri yapmak yerine DEAŞ denilen Esed ile ondan daha fazla vahşi ve cani bir örgütü sahaya sürdü.

Gözlerinin önünde binlerce kız ve erkek çocuğunu kimyasal silah kullanarak öldüren Esed’in Sednaya’da neler yaptığını biliyorlardı. Çünkü esed gibi diktatörler, işkenceler gerçekleştirdiklerinde, dünya tarafından göz ardı edilmeyi umut ederler ve yaptıklarının insanlığın hafızasında silinmesini beklerler, nitekim öyle oldu, 13 yılda bunu başardı. Heykellerini devirenler, sarayına girip yağmayanlar ve belki de onu alkışlayanların bir bölümü de böyle olacağını düşünmüştü. Ama olmadı, tekrar bambaşka bir sayfa açıldı. Şimdi bu yeni sayfanın yazıcıları kim, gerçek niyetleri nedir? Soran çok ancak bilen yok…

Şimdi tekrar başka bir tiyatro oyunu içinde miyiz yoksa her şey geride mi kaldı? diye birbirimize sorarken esasında oyun kurucuların hiç değişmediğini unutmayalım.